Cumartesi, Kasım 24, 2012

Kurban Bayramı / Kastamonu




Artık 2 senedir alışıla gelmiş bir güzergah oldu bizim için memleket havası. Kurban bayramında geçen sene de olduğu gibi yine Kastamonu / Şenpazar' daydık. Öncekilerden çok farklı bir güzergahtan gitmedik yine 2009 daki güzergahı tekrarlayarak sahilden yol aldık. Ama daha sonraki günlerde çeşitli yollar denedik. Aracımızın el verdiği kadarıyla çeşitli köy yollarına girdik, arasıra kaybolduk ama herzaman ki gibi yine harika güzelliklerde ki yerlere çıktık. Bunlardan en güzeli de Loç Vadisindeki Malyas Kanyonuydu. Geçmiş yıllardaki gezi fotoğrafları ve Bartın istikametinde yol alırken çektiğim kısa bir videoyu izleyebilirsiniz.

2011-2009 Gezi yazısı ve fotoğrafları ve  : fotograflarlabiz.blogspot.com/2011/11/bat-karadeniz-turu

Pazartesi, Eylül 24, 2012

2012 Dragon Festivali

Dragon Festivali !



Geçtiğimiz haftasonu benim çalıştığım şirketinde (Universal Hospitals Group) katıldığı, Haliçte yapılan şirketler arası Dragon Kürek yarışlarındaydım. Etkinlikte kullanılan ekipmanların tamamı organizatör firma tarafından karşılanıyor hatta buna yarış sırasında teknelere yön veren dümencilerde dahil. Yarışmada kürekçilere tempo veren ve kürek çekme ritmini yakalamalarında yardımcı olan davulcular teknenin burun kısmında en önde yer alıyor ve kürekçilerden farklı olarak özel kıyafetler hazırlattırıp bunlarla yarışmaya katılıyorlar. Etkinliğin ilk gününden çektiğim fotoğrafların bir kısmına 2012-Dragon Festivali linkindeki albümden ulaşabilirsiniz.

Cumartesi, Ağustos 25, 2012

Ege ve Akdeniz Gezisi

Ege ve Akdeniz Kaldığımız Yerden, Yeniden !

  Evet uzunca bir aradan sonra yine eşimle bir kaç günlük tatil zamanını fırsat bilip kaldığımız yerden Ege' ye ve ardından Akdeniz' e doğru yola çıktık. İstanbuldan çıkmak pek kolay olmadı. İzmit-Körfez-Yalova-Orhangazi güzergahında inanılmaz bir trafik vardı. Bu güzergahtaki artık alışıla gelmiş olan ilk durağımız yine Gemlik oldu. Burada bir kaç saat dinlenmeden sonra sabah erken saatlerde ilk durağımız olacak olan İzmir/Selçuk/Efes' e doğru yola koyulduk. Efes' e giderken kısa süreli bir yanlış yola sapma durumumuz oldu ama iyi ki o yola sapmışız ve ege' nin sıcak kanlı insanlarını görme fırsatı bulduk. Yol sorduğumuz yaşlı bir teyze bize arefe günü için pişirdiği lokmalardan verdi, kimse kimsenin kısmetini yiyemezmiş (yaşlı teyzede aynen böyle söyledi.). Yaşlı teyzeyi gideceği yere kadar bıraktıktan sonra yolumuza devam ettik ve saat 12:30 gibi Efes Antik Kentine ulaştık. Hava çok sıcaktı bu yüzden Efes gezimiz uzun süreli ve detaylı olamadı çünkü yer yer nefes almakta bile zorlandık. Burada çok fazla zaman kaybetmeden yeniden yola koyulduk akşam olmadan konaklama durağımız olan Fethiye/Hisarönü/Ölüdeniz' e ulaşmamız gerekiyordu...

Not: * Antik kente giriş için biz müze kartımızı kullandık ama bilet alarakta girebilirsiniz.
        * Ancak antik kente ilk girişte aracınızla gittiyseniz 7,50 TL otopark ücreti ödemeniz gerekiyor.

 Fethiye' de konaklayacağımız El-Ze Hotel' e giderken navigasyonumuzun ve bilgisayarımızın şarjının bitmesinden dolayı biraz sıkıntı yaşasakta Fethiye' nin sıcak insanları seferber olup yolumuzu bulmamızda yardımcı oldular. Ayrıca Ölüdeniz beldesinin Fethiye' den gelirken girişinde hemen sağ taraftaki taksi durağından aldığımız yol tarifine hayran kalarak ( Düz devam edin, 6. tümseği geçtikten 20 metre sonra sağa dönün 100m aşağıda sağda.) yolumuza devam ettik ve saat 21:00 civarı otele ulaştık. Otelin sahipleri Sinan ve ailesi çok sıcak karşıladılar. Hemen eşyalarımızı odamıza yerleştirip yemek yemek için dışarı çıktık. Çok oyalanmadan yemekten sonra otele geri göndük ve ertesi gün erkenden başlayacak olan gezimiz için dinlenmeye çekildik.
- Yeni güne erken başladık... Saat 08:00 gibi kalkıp hemen eşyalarımızı arabaya yerleştirip kahvaltımızı yaptık ve otelle aramızda araçla aşağı-yukarı 10 dk. mesafe olan Ölüdeniz' e yola çıktık. Şimdiye kadar sanırım gördüğümüz en güzel denizler arasında yerini sağlam bir şekilde aldı. Herkesin bildiği gibi çok uzun bir sahile sahip olan Ölüdenizde keşke daha yumuşak bir kum olsaydı çakıl taşları yerine... tahmin edeceğiniz gibi şezlonglar ve şemsiyeler ücretli ama fiyatları hakkında fikrimiz yok çünkü para vermememiz için Sinan bize kendi şemsiyesini verdi.

Ölüdenizde yaklaşık 2 buçuk saat geçirdikten sonra kısıtlı zamanımızı değerlendirmek üzere buradan ayrılarak Gemiler Koyu, Af Kule Manastırı ve Kayaköy' e devam ettik. İlk durağımız Gemiler Koyu oldu. Gemiler Koyuna gitmek için Kayaköy' den geçtikten sonra yaklaşık 5-6 Km kadar yol almanız gerekiyor. Buraya giriş için kişi başı 2,50 TL ücret alınıyor. İçeride hemen deniz kenarındaki cafelerde içeceklerin fiyatları ölü denizle kıyaslandığında çok uygun. Denize girmek isterseniz yine şezlong ve şemsiye için ufak tefek rakamlar ödemeniz gerekiyor. Denizin dibi tamamen taşlık olduğundan dikkatli olmak gerekli, ayağınızı sakatlayabilirsiniz. Biz buranın denizini pek beğenmedik açıkcası. Bulanık ve yosunluydu çakıl taşlarıda keyfimizi kaçırmaya yetti. Bizde biraz dinlendikten sonra buradan ayrılarak Af Kule Manastırı yolunu tuttuk. Aralarında ki mesafe araçla kısa sürüyor ancak manastır yoluna ayrıldığınızda asfalt yoldan toprak yola geçiyorsunuz ve biraz bozuk bir yoldan bir süre yol almanız gerekiyor. Zaten manastıra giderken sadece bir noktaya kadar araçla gidilebiliyor. Daha sonra aracınızı bırakıp dağa doğru devam eden patika, dik bir yoldan yaklaşık 20-25 dk. kadar yürümeniz gerekiyor, tabi bu bizim gittiğimiz noktaya kadar olan süre. Bu yolda tırmanırken kaybolmamanız için çizilmiş sarı-kırmızı renkte çizgiler var. Yukarıda açık bir alana geldiğinizde yol burada ikiye ayrılıyor. Tırmanırken aşağı inen iki kişiyle karşılaştığımızda onların söylemelerine göre sağ taraftan devam edildiğinde daha yüksek bir noktaya ve asıl manastıra çıkılıyormuş ve manzarası daha güzelmiş. Ama biz otarafa eşimin yükseklik korkusu ve yorulması sebebiyle devam edemedik. Burada dinlendikten ve fotoğraf çektikten sonra iniş yoluna geçtik. İniş yolunda çıkıştakinden biraz daha dikkatli olunması gerekiyor. Zira yerde bir noktadaki çok ufak boyutlardaki taşların kaymasından dolayı biz ufak bir kaza atlattık. Her nekadar küçük ve kolay bir parkur gibi görünsede en azından ayakkabılarınızın trekking ayakkabısı olması daha rahat yürümenizi sağlayacaktır. Buradan dönüşte en sona sakladığımız Kayaköy' e geldik.

Kayaköy daha arabadan indiğimizde bizi içine doğru çekti. İlk bulduğumuz sokaktan aralara doğru ilerlemeye başladık. Zamanımız kısa ve artık gün batmaya başladığından hızlı olmalıydık. Ama tabi zaman yetmedi tamamen gezmemize. Evler büyüleyiciydi. Hatta bazı evler hala kullanılıyor, bazılarıda restorant olarak hizmet veriyor. Geceleri evlerin dışarıdan aydınlatılmasına izin verilmiyormuş çünkü burası göçmen kuşların geçiş noktasıymış ve aydınlatıldığında yönlerini şaşırıyorlarmış. Akşamın son saatlerini burada geçirdik. Dönüş yolunda daha önceden yerini belirlediğimiz Sarnıç Restorant' a gittik. Burası aslında rum bir doktorun eviymiş zamanında. Evin girişindeki duvarda kendisinin ve ailesinin fotoğraflarını görebilirsiniz. Güzel bir bahçesi var. Biz bahçesinde oturup akşam yemeğimizi burada yedik. Fiyatları gayet uygun ve yemekleri kesinlikle bir harika. Ama yemek olarak köy halkının yaptığı gözlemeleride tercih edebilirsiniz. Yemeğimizide yetikten sonra otelimize geçtik ve bir sonraki ve son günümüzün planını ve hazırlıklarını yaptık.

Yeni ve son günümüzün güzergahında ilk durağımız Tlos Antik Kenti oldu. Hava inanılmaz sıcaktı. Kentten geriye kalan pek çok yapı var. Tiyatro, Spor Alanı, Mezarlar vb... Kent yüksek bir tepeye kurulmuş. Kalenin en üst bölümüne kadar çıktık bizde. Manzara gerçekten görmeye değer. Ama tırmanırken size gölge yapacak bir şemsiye ve su mutlaka bulundurun, dönüşte gişenin yanında akan buz gibi suyla serinleyebilirsiniz. Kentin alt tarafında dinlenebileceğiniz cafeler ve hatıra olarak magnet vb. satın alabileceğiniz yerler mevcut. Özellikle hemen sol taraftaki otopark alanının girişindeki tezgahtan bu tür alışverişinizi yapabilirsiz ve burdaki çocuklardan kentin hikayesini dinleyebilirsiniz (Tezgahta satılanları çocukların anne ve babası kendileri elde yapıyorlarmış). Kentten ayrıldıktan sonra ikinci güzergahımız olan Orjinal Yakapark' a devam ettik. Bu güzergahta susuz kalma ihtimaliniz yok. Yol boyunca sürekli akan buz gibi sulara ulaşabilirsiniz, hatta aracınızı bile serinletebilirsiniz. Ancak birde dikkat etmezin gereken yabancı turistleri gezdiren safari jipleri var ve nerden ne şekilde çıkacakları pek belli olmuyor. Birde eğer ordaysanız biraz ıslanmayı göze almalısınız. Çünkü yabancı turistler sürekli araç tepelerinde bile su savaşı yapıyorlar arada sizide ıslatmaktan çekinmiyorlar. Yakapark' a dönersek... Burası harika bir yer. Ağaçların  gölgelerinde oturup isterseniz çayınızı kahvenizi içebilir yada hemen havuzdan yakalanıp pişirilen alabalıklardan yiyebilirsiniz.Fiyatları gayet uygun, hatta birde kampanyaları var. Girişteki büyük havuzda göğüs hizasında suda 10 dk. durabilene meşrubat, 15 dk. durabilene yemek bedava... Durabilirseniz... Biz sadece ayaklarımızı suda 1-2 dk. tutabildik...
Hasta olmadan yola koyulduk ve üçüncü durağımız olan Saklı Kent' e geldik.

Saklı Kent... Şöyle bir durup bakmak gerek... Tek kelimeyle harika bir deneyimdi bizim için. Fotoğraftada göründüğü gibi kısa bir mesafe bu balkondan yürünerek geçiliyor ve herşey burada başlıyor. İlerleyebilmeniz için belinize kadar buz gibi suya gömülerek ilerlemeniz gerekiyor. Ama burada da suyun itiş gücünü unutmamak gerek. Ama yine insanların yardım severliği kendini gösteriyor ve birde bakıyorsunuz hayatınızda ilk kez gördüğünüz insanlarla el-ele, kol-kola ilerlemeye çalışıyorsunuz. İlerledikçe karşınıza çıkan bazı yerlerdeki kayalar suyun aşındırmasından kayganlaştığından yardıma ihtiyaç duyuyorsunuz ama yardım istemenize gerek yok siz istemeden geliyor zaten... Yol boyunca bazı yerlede gri çamur birikintileri var. Bir faydası var mıdır bilemiyorum ama içinde yatıp yuvarlanan elini, yüzünü bu çamura bulayanlar vardı. En heyecan verici nokta ise şelaleydi. Yaklaşık 2 km. kadar bir yol katettikten sonra geldiğimiz şelalenin suyu okadar soğuk ve tazyikliydiki altına girdiğimizde şiddetiyle nefesimizi kesmeye yetti. Normalde isterseniz daha uzunca bir yol devam edebilirsiz ancak biz buradan geri döndük çünkü elimde fotoğraf çantam olduğundan şelalenin altından geçemedim ama ıslanmadan da dönmedim. Geri geldiğimizde iyice acıkmıştık. Hemen çıkıştaki cafelerden birinde gözlemelerimizi yedik ama kalabalıktan dolayı gelen gözlemeleri pek beğenmedik... Bu arada köylülerin sattığı ev yapımı nar ekşilerinden almanızıda tavsiye ederiz. Buradaki gezimizide sonlandırıp artık son günümüzün, son durağı olan Patara Plajı ve Antik Kentine doğru yola çıktık. Akşam üstü Patara' daydık ama biz suyun çok sığ olması ve dalga olmasından dolayı burada fazla zaman geçirmeden aracımıza dönüp dönüş yoluna geçtik.

Not:
* Ölüdeniz' e aracınızla giriş için 17,00 TL ödemeniz gerekiyor.
* Tlos Antik Kentine Giriş için kişi başı 5,00 TL ama Müze kartınız varsa ücretsiz girebilirsiniz.
* Saklı Kent' e girişte Müze Kart geçmiyor. Giriş için Öğrenci: 2,50 TL, Tam: 5,00 TL.
* Pataraya girişte de yine ücret alınıyor veya müze kartınız varsa ücretsiz giriş yapabilirsiniz.

Otele döndüğümüzde artık hava kararmıştı ve acıkmıştık. Odamıza gidip üzerimizi değiştirdik ve yemek için çıktık. Son yemeğimizi Fatma' s Restaurant Cafe-Bar' da yedik. Yaşlı bir çiftin işlettiği restorantda çok güzel ev yemekleri yiyebilirsiniz. Otele döndüğümüzde Sinan'la birlikte son kahvelerimizi içip sohbet ettikten sonra İstanbul' a dönüş yolu için dinlenmeye gittik.
Artık ayrılık vakti geldi... Sabah erkenden kalkıp eşyalarımızı arabaya yerleştikten sonra kahvaltımızı yapıp Sinan ve ailesiyle vedalaşıp pek isteyerek olmasada dönüş yoluna çıktık. Bundan sonraki güzergahımızda izleyeceğimiz yol, Burdur - Afyonkarahisar - Kütahya - İnegöl - Bursa - Gemlik - İstanbul... Güzergahta nadir yaptığımız duraklamalardan birinde Isparta/Keçiborlu/İncesu Köyü girişinde yer alan Gamze'nin Yeri' nde kuş sesleri eşliğinde, ağaç gölgesindeki hamaklarda dinlenip yer sofrasında yemeğimizi yedik. Gözleme, Sucuklu yumurta ve çaydan oluşan menümüz harikaydı. Ayrıca fiyatları oldukça uygun ve işletmecileri de çok güler yüzlü insanlar. Sizinde yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı tavsiye ederiz.

Gezi Fotoğrafları için tıklayın.

Cumartesi, Haziran 09, 2012

Haftasonu Bursa yolları...

Geçtiğimiz haftalarda Bursa' daydık. Hem haftasonunu değerlendirdik, hem biraz İstanbul' un bunaltan kalabalığından küçük bir kaçış hem de ziyaretler. Bu sefer daha önce defalarca Bursaya gittiğim, hatta önünden çoklarca kez geçtiğim halde nedense uğramadığım dağ yolundaki ulu çınar' a gittik. Ulu çınar o kadar heybetli ki... 600 yaşındaki çınar artık dallarını taşımakta zorluk çektiğinden metal direklerden destekler yapılmış. Neyseki kesilmemiş dedirten bir levha gözüme takıldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi "Doğal Anıttır Kesilemez" uyarı levhasını çınarın ortasına çiviyle çakmış. Kendi kendime bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demeden geçemedim, neyseki kesmeye kalkmamış belediye. Çınarın çevresinde demlikle çayınızı yudumlayıp, isterseniz ızgaranızı yapıp yemeğinizi yiyebilirsiniz veya oradaki köylü halkın kurduğu tezgahlarda sattıkları  kendi bahçelerinden topladıkları meyvelerden yada kendi elleriyle yaptıkları el işlerinden de alabilirsiniz. Bu arada otoparkta ücretsiz... Biz çayımızı yudumlarken yağmur bastırsada, yağmuru biz çok sonra farkettik çünkü çınarın dalları ve yaprakları yağmuru aşağıya çok sonra bıraktı. Daha sonra yukarıya dağ yolundan devam ettik ve sisler altındaki Bursa' nın şehir manzarasını izledik. Kısa süren bir gezi olsada Bursa yolculuğumuz çok güzeldi. Dönüş yolunda Orhangazi ilçesinde duvalı tatlı yedik. Sadece orada yapılıyormuş. tadı çok güzel ve farklıydı. O güzergahtan geçen herkese uğrayıp tadına bakmalarını tavsiye ederim.

Pazar, Şubat 12, 2012

Cumartesi Kadıköy Gezmesi


Cumartesi günü güzel havayı fırsat bilip dışarı çıktık. Kadıköy civarlarında biraz gezip kahvelerimizi içtik. Hava çok güneşli, güzel ama bir okadar da soğuktu. Sahilde martılar atılan simitlerin peşinden uçarken vapurların biri gelip diğeri gidiyordu. Çok değil çektiğim bir kaç kare fotoğrafın bazılarını sizlerle paylaşmak istedim.
Her gününüzün güzel geçmesi dileklerimle.


Pazartesi, Kasım 14, 2011

Batı Karadeniz Turu

Batı Karadeniz Turu

Uzun zamandır birşeyler yazmadığımı fark ettim yine. Bu yazımda da tekrar bir geziden bahsediyorum.Tam iki yıl sonra yine aşağı yukarı aynı güzergahtan Batı karadeniz istikametindeydik. Yola İstanbul' dan sabah saat:05.00 civarında çıktık. Bayram sebebiyle biraz trafiğe takılsakta çok güzel serin ama güneşli bir havada Bolu Dağından geçerek saat:10.30-11.00 gibi kahvaltımızı yapmak için Abant Gölündeydik. Burada dağdan gelen buz gibi suyun aktığı çeşmenin başında hem dinlendik hem de kahvaltımızı yaptık. Buarada yaklaşık 1,5-2 saat geçirdikten sonra planladığımız gibi rotamızı Safranbolu' ya çevirdik. Akşam üstü saat 15.30 civarı Safranbolu Tarihi Merkezdeydik. Aracımızı otoparka bıraktıktan sonra kısıtlı zamanımızı iyi değerlendirmeye çalıştık.
Hemen yukarıya Hükümet Konağı ve Saat Kulesine geçtik. Babam Osmanlıca dökümanlara daldı hemen :) . Hükümet Konağını gezdikten sonra hemen arkadaki Saat kulesine geçtik. Orada daha öncede benim dinleme fırsatı bulduğum İsmail Ulukaya' dan saat ve saat kulesinin hikayesini dinledik. Son olarak burdan da çıkıp aşağıya çarşının içine gidip orada da kısa bir tur ve alış verişin ardından dönüş yoluna koyulmak üzere aracımızın yolunu tuttuk. Artık akşam olmuştu, hava kararmıştı ve Kastamonu' ya doğru yola koyulduk.  
Buraya kadar olan güzergahımız İstanbul-Bolu Dağı-Abant Gölü-Safranbolu oldu. Burdan sonra kat edeceğimiz güzergah ise Safranbolu-Eflani-Pınarbaşı-Azdavay-Ağlı-Şenpazar olacak. Azdavay' dan geçerken Aşıklar Köprüsünüde görüp öyle yola devam ettik. Akşam 22.00 civarı Şenpazar' a ulaştık. Bundan sonraki üçüncü günde yeni bir rota hazırlayarak sahile taraflarına doğru yola koyulduk. 
Buseferki güzergahımız Cide-Gideros-Kapısuyu-Kurucaşile-Amasra-Bartın. Bundan sonraki günlerimiz bayram sebebiyle Şenpazar' ın köylerinde geçti. Çektiğim fotoğrafların çok küçük bir kısmını buradan paylaşıyorum. 

Safranbolu Saat Kulesi Video : http://www.dailymotion.com/video/xjoycx_safranbolu-saat-kulesi-www-kulturelbellek-com_news


Dip Not: Abant Gölü Girişi 2009' da ücretsizken bu yıl ücretliydi. Ayrıca göl çevresinde yapılan çevre düzenlemeleri de kötüydü. En azından iki sene önce daha güzeldi.

Dip Not: Sanal Tur ve Videolar linkten de anlaşılacağı gibi alıntıdır.

Cumartesi, Eylül 10, 2011

Ege Gezisi

SC
SC

SC1.Gün : 27.08.2011
Eşim ile birlikte İstanbul' dan saat 13:00 civarı yola çıkarak İzmit-Sakarya-İznik-Orhangazi üzerinden 16:15 civarı Gemliğe ulaştık. Burada kısa süreli bir ziyaret yaptıktan sonra tekrar 16:40' da bu geceki konaklamamızıda yapacağımız ve seyahatimizin ilk durağı olarak planladığımız Erdek yoluna koyulduk.
Saat 19:00' da Erdek' e yaklaşık 30-45 dk. mesafede olan (Erdek yarım adasına girişte sağda)Kyzikos Antik Kentine uğradık. Kyzikos Antik Kentinde açıkcası umduğumuzu bulamadık. Son derece harabe bir durumdaydı. Büyük bölüm toprak altında kalmış. Şehrin sütunlarına ait bazı parçalar anlaşılır durumdaydı ve çok fazla sayıda parça taş duvar örülmüş biçimde ayrılmıştı. Ayrıca kentten çıkarılan biri erkek diğeri kadın olmak üzere gayet büyük ölçülerdeki ve sağlam (Erkek heykeli tam iken kadın heykelinin başı ve ayakları yok) iki adet heykelide İstanbul Arkeoloji Müzesinde ana binanın alt katında sağ taraftaki odalardan birinde görebilirsiniz.
Buradan Ayrılarak Erdek' e doğru devam ettik. Konaklama yapacağımız yere, BESOB Otel' e ulaştığımızda saat 20:00 olmuştu. Odamıza yerleştik ve birşeyler yemek üzere sahile indik, rüzgarlı ve biraz serindi hava. Biraz dolaşıp hediyelik birkaç parça alışveriş yaptıktan sonra otele dönerek ertesi gün erkenden yola çıkmak üzere dinlenmeye çekildik.

SC2.Gün : 28.08.2011
Sabah saat 09:00' civarı Ocaklar Köyüne doğru yola çıktık. Ocaklar Köyüne ulaştığımızda etrafta kimseler yoktu. Ocaklar Köyünün plajını kesinlikle tavsiye ediyoruz. Tertemiz oldukça uzun ve geniş bir kumsalı var. Ama biz burada denize girmedik ve yolumuza devam ettik. Buradan sonraki duraklarımız Narlıköy ve İlhanköy oldu. Bu güzergahtaki gittiğimiz üç köyde birbirinden güzeldi. İlhanköyde balıkçılıkla uğraşan köylülerden birinin balığa çıkmadan önce teknesinde ağlarını tamir edişini izledik. Daha sonra buradan dönüş yoluna geçtik ve Narlıköy' de denize karşı, çok sıcak kanlı bir işletmecisi olan bir mekanda (Minibüs duraklarının yanında) kahvelerimizi içtik ve tekrar yola devam ederek erdek merkezine kadar geldik ve burdan sonraki istikametimiz Kaz Dağlarından geçerek Edremit-Gömeç-Ayvalık ve Cunda Adası(Alibey Adası).

SC SC

 Kaz Dağları tek kelimeyle harika bir yer. Sanırım yaptığımız yolculuk süresince en keyifli katettiğimiz yoldur. Temiz havası, manzarası, su kaynakları ve dağ köylerinde yaşayan insanları bir harika. Kaz Dağlarında yolculuk boyunca susuz kalma ihtimaliniz yok. Dağ yolunda ilerlerken Çınarlıhan adında bir mesire yeri gördük. Birşeyler atıştırmak için durduk. Gerçekten harika bir yerdi. Çınar ağaçlarının altında serin çok güzel ve çokta ucuz bir yerdi. Mangal ateşinde, güveçte pişirilmiş etli nohut, kurufasulye ve kızartılmış ekmek yiyip çayımızı içtikten sonra yolumuza Edremit-Gömeç-Avalık ve cunda olmak üzere devam ettik.
SC

Uğrama noktası olarak önceden belirlediğimiz Ayvalık yolu üzerindeki Gömeç' te ulu bir dağı görmeye gittik. Bu arada dağın ululuğu büyüklüğünde değil tamamen şeklinden... Devam ederken iki binanın arasından o uludağı gördüm tesadüfen ve hemen bir benzin istasyonunun önünde müsait bir noktada durup fotoğraf makineme sarıldım. Karşımızda sanki öylece uzanıyordu ulu önder! Evet dağda Mustafa Kemal Atatürk' ün silüeti vardı. Bu harika manzara karşısında tüylerimiz diken-diken oldu tam manasıyla. Daha yakın bir noktaya devam edip orada bir süre dağı izledikten sonra yolumuza kaldığımız yerden devam ettik.

SC SC

Yolumuzun devamında Ayvalık' tan geçerek Cunda Adasına devam ettik. Burası aynı zamanda bu geceki konaklama yerimizde olacak. Konaklamamızı Alibey-Han Otel' de yaptık. Çok güzel, temiz ve çevredeki otel ve pansiyonlara göre fiyat olarakda daha uygun. Odamıza yerleşip hemen dolaşmaya çıktık. Akşam yemeği için sahilde bir yer bulduk ve burada yemeğimizi yedik. Kalabalıktı ancak yinede eski taş binaların güzelliği ayrı bir dinginlik veriyordu. Buradaki gezintimizide ufak tefek alışverişler yaptıktan sonra sonlandırarak otele geri döndük.

 

3.Gün : 29.08.2011
Sabah 07:30 civarı yola çıktık ve sabah kahvaltımızı Cunda' dan Ayvalık' a geçişte sol taraftaki Hay-al kahvesinde ayvalık tostu ile yaptık. Bu kez istikametimiz İzmir/Yeni Foça olmak üzere yola devam ettik. Saat 11:00 civarı Yeni Foça' ya ulaştık ve sahildeki Cafe Semerci' de kahvelerimizi içip biraz dolaştıktan sonra çok fazla zaman kaybetmeden Karaburun' a devam ettik. Bu istikametteki ege denizinin güzelliği defalarca durmamıza sebep oldu. Mordoğan' dan geçerek Karaburun' a ulaştık. Eğer market alışverişi gibi ihtiyaçlarınız olursa bunları Mordoğan' dan rahatlıkla karşılayabilirsiniz. Bu kezde Karaburunda konakladık. Konaklama için hemen deniz kenarındaki Keyfim Oteli tercih ettik. Fiyat olarak daha uygun olduğu için burayı tercih ettik ancak kaldığımız oda çok kötüydü. Rutubet kokusu vardı, TV,Klima yoktu ve en kötüsü banyo giderinin tıkanmasıydı. Hemen hazırlanıp çıktık ve denize girebileceğimiz bir yer aradık. En sonunda kaldığımız yere biraz uzak olan Bodrum Plajına(Karaburun istikametinde devam ederken sağda kalıyor-Tabela mevcut) gittik. Tam anlamıyla harikaydı. Deniz tertemiz ve masmaviydi. Akşam yemeği için geri döndük, güzel bir yer bulmalıydık. Otelin biraz ilerisinde ..............' da tavsiye üzerine Lüfer tercih ettik ve patlıcan salatası, yoğurtlu semizotu ve köfeoğlu (karışık kızartma) tercih ettik. İçeceğimiz tabiki bu masaya en yakışır olan rakıydı.

4.Gün : 30.08.2011
Sabah yine erkenden yola çıktık. Kum Büküne gidecektik ancak tarif üzerine izlediğimiz yol aracımıza uygun olmadığı için geri döndük. Saat 10:30 civarı İzmir/Konak' ta sahildeki 30 Ağustos Kutlamalarının sonuna yetiştik. Yapılan 21 pare top atışını izledik. Saat 12:00 civarıda Bursa' ya dönüş yoluna geçtik. Bu sefer güzergahımız Manisa ve Balıkesir' den geçerek devam etti. Manisa/Akhisar' da ki Ak Hisar Izgarada köfte yemenizi tavsiye ederim. Hem fiyatı uygun hem doyurucu hem de çok güzel. Ayrıca hemen yan tarafında satılan kırkağaç kavunlarından da almalısınız. Burdan sonra Balılesir-İzmir yolu 40. Km' de Saklı Vadiye girdik. Burası maymun, tavuk, horoz, tavşan, kedi, köpek daha bir sürü çeşit hayvannın olduğu, çeşit çeşit meyve sularının hazırlandığı, odun ateşinde demlenen çayların, közde pişmiş kahvelerin sunulduğu uçurumun kenarında, sadece yaprakların hışırtısının duyulduğu harika güzellikte bir yer. Kahvelerimizi içip biraz dinlendikten sora yolumuza devam ettik.

Pazartesi, Nisan 25, 2011

47. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu

cycling tour of Turkey
47. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turunu izlemek için bu sene başlangıç noktasını seçmek yerine biraz daha ilerilere gittim ve Galata Köprüsünün Karaköy bacağına yakın bir noktada beklemeye başladım. Geçen yıl ki gibi yarışmacıların tek tek çıkmasını beklerken karşımda önce saatti gösteren bir Land ve devamında kameralı motorlar, gök yüzünde çekim helikopteri, bisikletler sürüsü ve devamında bisikletleri taşıyan servis araçları ve ambulans buldum. Buradaki geçişten sonra iskeleden vapura binip haydarpaşaya geçip trenle erenköye ulaştım ve buradan Bağdat Caddesine inip bisikletleri tekrar yakaladım. Son tur içinse sahile, bitiş noktasına indim ve ödül töreninin yapılacağı alanda yerimi aldım. Andrea Guardini' niye birinciliği getiren sprinti ve bitiş noktasından geçişini göremedim ama ödül törenini rahat izleme fırsatı buldum. Ayrıca Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün de aracından önümde inmesi çok güzel oldu. Şimdi aşağıda birkaç fotoğraf ve döküman paylaşıyorum.



Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can Serkan Can

Tur hakkında detaylı bilgiler ve diğer etaplar için : www.tourofturkey.org

Perşembe, Ocak 13, 2011

Yeni Yılda Erzurum 'da

Yeni Yılda Erzurum' da...

2011' e girerken hem ziyaret hem ticaret oldu. Şirket Bölge Müdürlüğünde yeni yıl çalışmaları ve ziyaret amaçlı Erzurum' daydım. Daha uçaktan inmemle beni karşılayan tipi şeklindeki kar sanırım bu yıldaki gördüğüm tek kar olacak. 2 gece konaklamalı ziyaretimde görme fırsatı bulduğum yerler; Erzurum Kongre Binası (Bazı yerlerde hergün ziyaret edilebilir şeklinde bilgiler yer alsada ne yazıkki kongre binası ziyarete kapalı.), Erzurum Kalesi, Çifte Minareli Medrese, Ulu Camii, Üç Kümbetler, Yakutiye Medresesi ve Taşhan-Rüstempaşa Bedesteni. Meşhur Oltu Taşı ile yapılmış takılardan almak isterseniz Taşhan' ı ziyaret etmelisiniz. Cağ Kebabı yemek için ise hemen Taşhan' ın yanındaki "Cağcı" ya uğrayabillirsiniz.